Orsİad Çalıştay dizisi

Zemin Sanayisinin Geleceği Çalıştayı — 2026

🎧Haberin AI Özetini Dinle

Parke · SPC · LVT

Düzenleyen: ORSİAD Gazetesi
Tarih: 18 Eylül 2026, Cuma, 15.00–17.00
Yer: Karadeniz Salonu, TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi, Büyükçekmece, İstanbul
Moderatör: Tarkan Demir — ORSİAD Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

Konuşmacılar

  1. Recep Yazganel — Kastamonu Entegre, Türkiye Parke Satış Müdürü (YOMSAD adına)
  2. Özkan Soylu — Parkeciler Derneği, Yönetim Kurulu Başkanı
  3. Necati Yılmaz — Aspen Yapı ve Zemin Sistemleri A.Ş., Genel Koordinatör (Lamine ve Masif Parke Üreticileri adına)
  4. Görkem Ergüç — Valinge Innovation AB, KeyAccount Manager (Clik Sistemleri adına)
  5. Bahtiyar Ceyran — Classen Int. GmbH, Türkiye/Ortadoğu/Afrika Satış Direktörü (İthal Parkeciler Temsilen)
  6. Metehan Kart — Area Floors, İhracat Bölge Müdürü (SPC Üreticileri Temsilen)

(Ayrıca oturum sırasında salon müdahalesiyle söz alan: Serhat Dayanıklıoğlu — YOMSAD Genel Sekreteri)

Açılış

Moderatör konuşmacıları ve izleyicileri karşılayarak çalıştaya hoş geldiniz dedi. Programın açılışından önce şehit ve gazilerin anısına bir saygı duruşunda bulunuldu, ardından İstiklal Marşı okundu.

Moderatör format hakkında bilgi verdi: Toplamda altı soru hazırlandığını, ancak iki saatlik süre kısıtı nedeniyle programın ilerleyen bölümlerinde bazı soruların atlanabileceğini belirtti. Her soru sırasıyla tüm konuşmacılara yöneltilecekti. Classen’i temsil eden Bahtiyar Ceyran’ın ayrıca bir sunumu bulunduğunu, kendisinin sorulara büyük ölçüde bu sunum üzerinden cevap vereceğini, buna ek olarak her turda kısa yorumlarının da alınacağını duyurdu. İlk soruya geçmeden önce her konuşmacıdan kendisini ve temsil ettiği kurumu tanıtması istendi.

Birinci Soru

“2026 yılının son çeyreği ve 2027 yılı için üretim, ithalat ve tüketim konularında sektörel beklentiniz nedir? Öngörülerinizi paylaşır mısınız?”

Recep Yazganel (Kastamonu Entegre / YOMSAD)

Kendisini 12 yıldır Kastamonu Entegre bünyesinde çalışan, son bir yıldır Türkiye Parke Satış Müdürlüğü’nden sorumlu, 20 yılı aşkın sektör tecrübesine sahip biri olarak tanıttı.

2025 verilerine göre Türkiye’de yerli üreticiler tarafından yaklaşık 135 milyon m² parke üretildiğini, bunun 45 milyon m²’sinin ihracata yönlendirildiğini, kalan 90 milyon m²’nin ise iç pazarda karşılık bulduğunu belirtti. Buna ek olarak yaklaşık 1 milyon m² civarında bir ithalat olduğunu tahmin ettiklerini söyledi.

İç pazarda masif, lamine, SPC ve LVT gibi seçeneklerin de bulunduğunu, masif ve lamine ürünlerin daha üst segmente hitap ettiğini, SPC ve LVT’nin ise son dönemde küresel pazarda ciddi yer bulan yeni nesil zemin uygulamaları olduğunu ancak Türkiye’de hâlâ ana ürün grubunun laminat parke olmaya devam ettiğini vurguladı.

Özkan Soylu (Parkeciler Derneği)

Kendisini yaklaşık 3,5 yıldır Parkeciler Derneği Genel Başkanlığı görevini yürüten biri olarak tanıttı.

Sektörel öngörü konusunda geçmiş yıllara göre daha az net bir pozisyonda olduklarını, ekonomik şartların daralttığını, ancak laminat ve SPC’nin öne çıktığı bir dönemden geçildiğini gözlemlediğini belirtti.

Necati Yılmaz (Aspen Yapı / Lamine ve Masif Parke Üreticileri)

Kendisini Aspen Yapı Malzemeleri’ni temsil eden, 17 yıldır bu firmada, 45 yıldır zemin sektöründe çalışan genel koordinatör olarak tanıttı.

Türkiye’de yıllardır 3–3,5 milyon m² arasında seyreden bir lamine parke pazarı olduğunu, son dönemde talebin kısmen düşmeye başladığını ve bu düşüş eğiliminin 2027’nin ilk çeyreğine kadar süreceğini öngördüğünü belirtti.

Bunun nedenini müteahhitlerin elinde biriken konut stokuna bağladı: Yıllık ortalama 750-800 bin adet yapı ruhsatı alınırken, ilk el konut satışlarının son 4-5 yıl ortalamasının yalnızca 450-500 bin adet civarında kaldığını, bu nedenle müteahhitlerin elinde yıllık yaklaşık %30-35 oranında bir konut stoku biriktiğini söyledi.

Bu durumun zemin talebini iptal etmediğini ancak ötelediğini (çünkü inşaat zemin kaplaması aşamasına geldiğinde maliyetin zaten %80’inin harcanmış olduğunu), faizlerin düşmesiyle bu ötelemenin sona ereceğini belirtti. Ayrıca finansal baskı nedeniyle tüketicinin daha ucuz ürün segmentlerine (örneğin üç parçalı planka) kaydığını gözlemlediklerini ekledi.

Görkem Ergüç (Valinge Innovation)

Kendisini İsveç merkezli Välinge Innovation’da GüneyAvrupa Satış Müdürü olarak tanıttı; şirketin dünyanın en büyük zemin teknolojisi tedarikçilerinden biri olduğunu, 300’ün üzerinde lisanslı üreticiye sahip olduklarını ve 3.500’ün üzerinde aktif patent (çoğunlukla kilit sistemleriyle ilgili) bulundurduklarını belirtti.

Türkiye pazarına biraz daha dışarıdan bir gözle bakacağını, Türkiye’nin kendine özgü fırsat ve zorluklarına diğer katılımcılar kadar hakim olmadığını ama bu çalıştaydan çok şey öğreneceğini düşündüğünü ifade etti.

Metehan Kart (Area Floors / SPC)

Kendisini 13 yıldır ihracat alanında çalışan, farklı sektörlerden gelip son 6 yıldır zemin sektöründe (önce Pel Park, şu an Area Floors’da SPC zemin ve duvar panelleri ihracatında) yer alan biri olarak tanıttı.

Area Floors’un 2021’de İstanbul’da kurulduğunu, Avrupa ve KuzeyAmerika trendlerini takip ederek üretime başladığını, beş yıl içinde satışının %90’ını ihracata dönüştürmüş bir firma haline geldiğini belirtti.

Sektörün uzun yıllardır dalgalı bir seyir izlediğini, 2026’nın güzel başlayıp son 1-2 aydır ciddi biçimde yavaşladığını, konut ruhsatlarındaki azalmanın bunda etkili olduğunu söyledi.

SPC’nin global pazarda ne çok eski ne çok yeni bir ürün olduğunu ancak Türkiye’de henüz pazar penetrasyonunu tamamlamamış, daha çok yeni inşaattan ziyade renovasyon projelerinde yer bulan bir kategori olduğunu, laminat parkeye kıyasla hacminin hâlâ kıyaslanamayacak kadar küçük olsa da büyüme trendinde olduğunu belirtti.

Önümüzdeki üç ayın yavaş geçeceğini, 2027’de faiz oranlarına bağlı olarak sektörün ya toparlanacağını ya da yavaş ilerlemeye devam edeceğini öngördü.

Bahtiyar Ceyran (Classen — Sunum)

Sunum İçeriği:

PDF CLASSEN Çalıştay Sunumu

Kendisini Levent Bahtiyar Ceyran olarak tanıttı: 2007-2014 arasında Türkiye’de yerleşik bir firmada ithalattan sorumluyken 2014’te Classen Group bünyesine katıldığını, o tarihten bu yana kendisi ve ekibinin İstanbul ofisinden Türkiye, Ortadoğu ve Afrika bölgesinde (yaklaşık 35 ülke) satış faaliyetlerini yürüttüğünü belirtti.

Classen’in Almanya merkezli, Almanya’nın en büyük 500 şirketi arasında yer alan bir aile şirketi olduğunu; 110 milyon m² kurulu laminat parke ve 20 milyon m² kurulu polimer (PVC-free, polipropilen esaslı SPC) üretim kapasitesine sahip olduklarını aktardı.

Sunumunu tüm sorulara toplu cevap verecek şekilde hazırladığını belirterek şu ana başlıklarla ilerledi:

Ürün rekabeti üzerine görüş: Gelecekte tek bir ürünün pazara hâkim olmayacağını, her ürünün (SPC, laminat parke, lamine parke) kendi kullanım alanında var olmaya devam edeceğini savundu.

Pazar verisi sorunu: Türkiye’de laminat parke pazarının gerçek büyüklüğünü ölçmenin mümkün olmadığını; EPLF (Avrupa Laminat Parke Üreticileri Derneği) verilerinin yalnızca üyeleri kapsadığını, Kastamonu Entegre veya Yıldız Entegre gibi büyük üreticilerin sattığı hacmin bağımsız olarak ölçülemediğini vurguladı. Bunu çalıştayın ana gündem maddelerinden biri olarak önerdi: pazar ölçümü için ortak parametreler, veri kaynakları ve paydaş iş birliği geliştirilmeli.

Ürün sınıflandırması ve kalite standardı: Ürünlerin yalnızca fiyat/performansa göre değil kullanım alanına göre sınıflandırılması, kalitenin bağımsız kuruluşlarca belirlenen ortak standartlara (yüzey aşınımı, kilit sistemi, suya dayanıklılık vb.) bağlanması gerektiğini belirtti.

Sürdürülebilirlik: Türkiye’de henüz yeterince konuşulmasa da KuzeyAmerika ve Avrupa’da yapı marketi/zincir ihalelerinde ilk kriterlerden biri haline geldiğini, Türkiye’nin coğrafi konumu itibarıyla bu alanda yükselen bir aktör olduğunu söyledi.

Veriler: 2025’te EPLF/MMFA üyesi şirketlere dayanan verilere göre, laminat parke H1 2025’ten H1 2026’ya küçük bir düşüş (%3,2) gösterirken polimer bazlı ürünler %19,5 artış kaydetti. 2025’te toplam polimer satışı 95,5 milyon m² olup bunun %89,8’i SPC. Küresel ölçekte büyümenin merkezi KuzeyAmerika; Batı Avrupa’da büyüme sınırlı (%3) olsa da pazar payı hâlâ en büyük bölgede. EPLF verilerine göre laminat parke pazarının 2026’da yıllıklandırıldığında yaklaşık 272 milyon m² olması ve geçen yıla göre küçük bir daralma göstermesi bekleniyor.

Ürün karşılaştırması (özet tablo): Laminat parke fiyat/performans avantajıyla; masif ve lamine parke premium segmentte; SPC/LVT ise suya dayanıklılık ve kolay montajla (özellikle renovasyonda) öne çıkıyor. Döngüsellik açısından laminat parke sürdürülebilir orman yönetimine dayanırken SPC/LVT tamamen kullanılan hammaddeye bağlı. Classen olarak ürettikleri tüm polimer bazlı ürünlerin %70’inin geri dönüştürülmüş polipropilenden elde edildiğini, tamamının %100 geri dönüştürülebilir olduğunu belirtti.

İthalat-üretim dengesi: Kaynakların çeşitlendirilmesi, stok yönetimi, gümrük mevzuatının takibi, kaliteyi yalnızca giriş fiyatıyla değil bileşenlerin bütününe göre değerlendirmek ve haksız rekabeti azaltacak (kural sayısını artırmak yerine uygulanabilir standartlar getiren) bir yaklaşım önerdi.

Sertifikasyon: Classen’in tüm polimer ürünlerinde EPD, seramin ürünlerinde Greenguard, laminat parke üretiminde Blue Angel (Mavi Melek), FSC ve PEFC sertifikalarına sahip olduğunu aktardı.

Mimar ve tasarımcı eğilimleri: Doğal ve gerçekçi yüzeyler, büyük ebatlar, mikroderz, akustik konfor, suya/lekeye dayanıklılık, düşük emisyon belgesi ve hızlı-güvenli montajın öne çıkan kriterler olduğunu belirtti.

2027 için ortak sektör gündemi önerisi: Çeyreklik pazar paneli (Orsiad öncülüğünde düzenli veri toplama), ortak kalite standartları ve test protokolleri, usta eğitimi ve sürdürülebilirlik belgelendirmesi.

Bahtiyar Ceyran’ın Sunumuna Ek Yorumlar

Moderatör sunumun ardından her konuşmacıdan kısa ek yorumlar aldı.

Recep Yazganel: Uygulayıcı eğitimlerine büyük önem verdiklerini, Kastamonu Entegre olarak bunu yıllardır tekrarlamaya çalıştıklarını, farklı illerde bu yıl da yoğun eğitim faaliyeti yürüttüklerini belirtti. Türkiye’deki veri paylaşım kültürünün kapalı olduğuna, verilerin “sır gibi saklandığına” katıldığını, böyle bir şeffaflık platformu oluşturulursa katkı sağlamaya hazır olduklarını söyledi. Mimarların ürün geliştirme sürecinde giderek daha etkin rol oynadığını, balık sırtı (herringbone) deseninin trend olduğunu, tüketici bilincinin arttığını (AC3/AC4 gibi teknik terimlerin artık tüketici tarafından da bilinmesi örneğini vererek) belirtti.

Özkan Soylu: Usta eğitiminin kritik olduğunu, fabrikaların ürettiği kaliteli ürünlerin sahada aynı kalitede uygulanmadığını, MYK (Mesleki Yeterlilik Kurumu) belgesi olmayan kişilerin “ben ustayım” diyerek işe girdiğini eleştirdi. Örnek olarak yanlış şilte (altına ısıtma amacıyla delikli şilte) uygulaması nedeniyle parke altında nem oluşumu yaşandığını, bazı üreticilerin ürün kılavuzunda 15 mm boşluk istenirken piyasadaki sürgülerin bu boşluğu karşılamadığını anlattı. Derneğin ustalar ile fabrikalar arasında bir köprü rolü üstlendiğini vurguladı.

Necati Yılmaz: Türkiye’de sağlıklı istatistik eksikliğinin en önemli sorun olduğunu (kendi sektörlerinin bile 3, 3,25 veya 3,5 milyon m² olduğunu net bilemediklerini) yineledi. Haksız rekabet, merdiven altı üretim ve niteliksiz ustalık sorununun yalnızca denetimle değil toplumsal bilinçle çözülebileceğini savundu. Geçmişte (masif parke döneminde) ustalar arasında fiyat disiplini ve dayanışma olduğunu, bugün ise bu birlikteliğin kaybolduğunu, ucuz işçilik teklifi verenlerin piyasayı bozduğunu örneklerle anlattı; ayrıca merdiven altı üreticilerin (düşük yatırımla kurulan pres/cila tesisleri) ve düşük kaliteli ithal ürünlerin piyasaya girişinin sorunu büyüttüğünü belirtti.

Görkem Ergüç: Nitelikli usta sorununun Türkiye’ye özgü olmadığını, dünya genelinde (Avrupa ve ABD dahil) yaşanan bir zorluk olduğunu, ABD’de bazı meslek örgütlerinin düzenli eğitim faaliyetleri yürüttüğünü ancak sonuç almakta zorlandıklarını belirtti. “Kolay montaj” konseptinin ustanın değerini düşürmediğini, aksine zemin düzgünlüğü, nem oranı, detay çözümleri gibi konularda nitelikli ustaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Metehan Kart: Montajın marka itibarı açısından kritik olduğunu, kaliteli üründe dahi yanlış montajın üreticiye mal edilebildiğini belirtti. Yapay zekâ çağında üreticilerin yalnızca ürün değil “veri” satmak zorunda kalacağını öngördüğünü ekledi.

Bahtiyar Ceyran: Önceki ifadesinde bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek istediğini belirterek Türkiye’nin ihracat için “önemsiz” olmadığını, tam tersine Türkiye’nin üretimde o kadar güçlendiğini ki Avrupalı firmalar için artık ihracat hedefi değil üretim üssü haline geldiğini vurguladı. Örnek olarak geçen yıl Almanya’da Classen markasıyla Türkiye’de SPC üretimi için sunum yaptığını, 2026 Ocak ayında Sakarya’da 20.000 m²’nin üzerinde üç fabrika için pazarlık yapıldığını, İran-ABD-İsrail çatışması yaşanmasaydı bu yatırımın (yaklaşık 30 milyon euro, ilk etapta 200 kişilik istihdam) muhtemelen devreye girmiş olacağını anlattı. Türk üreticilerle iş birliğinin (rakip de olsalar) sektöre fayda sağlayacağına inandığını belirtti.

İkinci Soru

“Geleneksel parke ile yeni nesil zeminlerin (SPC/LVT) rekabeti ve trendler hakkındaki görüşleriniz nedir? Gidişatı nasıl yorumluyorsunuz?”

Recep Yazganel

Tüketicilerin artık renk ve desenden çok dayanıklılık, kullanım kolaylığı, kolay temizlik ve suya dayanıklılık beklediğini; bu doğrultuda “bir hafta suya dayanım” gibi özelliklerin öne çıktığını belirtti.

Laminat parke ile SPC/LVT arasındaki pazar payı farkının 2019’da yaklaşık 1/3 iken şu an neredeyse 1/2’ye (iki katına) yaklaştığını, ancak bu rakamların Asya pazarını kapsamadığını ekledi.

Özkan Soylu

SPC’ye geçişin tüketici tercihinden çok hammadde (ağaç) kıtlığı kaynaklı olacağını değerlendirdi. Bazı illerde alttan ısıtma nedeniyle tamamen seramiğe geçildiğini gözlemlediklerini, ancak masif ve lamine ürünün “kendini özel hisseden” müşteri kitlesi olduğu için yerini koruyacağını, hatta 50 yıllık parkelerin zımparalanarak yeniden kullanılabildiğine tanık olduklarını belirtti.

Necati Yılmaz

Kapsamlı bir pazar karşılaştırması sundu: Türkiye’de laminat parke pazar payının yaklaşık %87-88, SPC/LVT toplamının ise %9 civarında olduğunu; Avrupa’da bu oranın laminatta %61’e düşüp SPC/LVT’de %24’e çıktığını (lamine parke Avrupa’da %10,3, Türkiye’de %3); ABD pazarında ise tablonun tamamen tersine döndüğünü — laminat parke payının %17’ye düşerken SPC ve LVT toplamının %71’e (SPC %19, LVT %52) ulaştığını aktardı.

Türkiye’nin muhtemelen zamanla ABD’ye yakın oranlara doğru evrileceğini ama bunun hızlı olmayacağını, çünkü Türkiye’nin dünyanın ilk beş laminat parke üreticisinden biri olarak çok güçlü bir bayi ağı, lojistik ve usta altyapısına sahip olduğunu belirtti.

SPC/LVT’nin en büyük avantajının suya dayanıklılık ve özellikle ticari mekanlarda (otel, turizm) kolay değişim olduğunu vurguladı; kendi firmalarının distribütörü olduğu Sivis Floor markasının %100 ahşap esaslı, doğal reçine bağlayıcılı, banyoya bile doğrudan döşenebilen bir ürün geliştirdiğini örnek verdi.

Konutlarda plastiğe karşı önyargı (eski “Marley” algısı) nedeniyle SPC’nin yavaş gireceğini, ancak ticari alanlarda hızla yayılacağını belirtti. Bunu desteklemek için Türkiye’de alınan konut-dışı (ticari) inşaat ruhsatı verilerini paylaştı: 2023’te 44 milyon m², 2024’te 37 milyon m², 2025’te rekor kırarak 54 milyon m², 2026’nın ilk yarısında ise 24 milyon m².

Görkem Ergüç

Global ölçekte “resilient flooring” (SPC/LVT gibi polimer bazlı ürünler) kategorisinin kurulu kapasitesinin laminat parkenin yaklaşık 3 katı olduğunu, ABD’de bu farkın çok belirgin, Asya’da da (yeterince ölçülemese de) SPC/LVT’nin dominant olduğunu belirtti.

Şirketin ürün-tarafsız pozisyonda olduğunu (tüm ürün gruplarına teknoloji çözümü sundukları için) vurguladı. Türkiye’nin bu trendden pay almasının iki basit yolu olduğunu söyledi: doğrudan SPC yatırımı yapmak veya mevcut ahşap bazlı üretim tecrübesini (laminat) teknolojiyle farklılaştırarak rekabet etmek.

Suya dayanıklılık test standartlarındaki tutarsızlığa dikkat çekti: ANSI/NALFA ve ISO gibi mevcut testlerin suyun döşemenin altına geçip geçmediğini ölçmediğini, bu nedenle “su geçirmez” algısının yanıltıcı olabildiğini açıkladı.

Gelecekte laminatın katmanlarının (kraft kâğıdı, HDF panel, melamin, overlay) birbirinin performansını artıracak şekilde tasarlanacağı teknolojilerin gelişeceğini öngördü.

Metehan Kart

Ürün grupları arasında rekabetten çok her ürünün kendi pazarını koruyacağını düşündüğünü belirtti; SPC’nin büyümeye devam edeceğini ama laminat parkenin de pazarını koruyacağını öngördü.

Trend olarak balık sırtı (herringbone/chevron) desenlerine talebin arttığını, daha uzun ve geniş ebatların rağbet gördüğünü, genel eğilimin ise doğallık ve sadelik arayışı olduğunu vurguladı.

Bahtiyar Ceyran

Sektöre 2002’de, üniversite yıllarında, masif parkenin hâlâ satıldığı dönemde girdiğini anlattı; zaman içinde tutkallı laminat, ardından klik (tık-tık) laminatın piyasaya hâkim olduğunu hatırlattı.

Bölgesel farklara dikkat çekerek KuzeyAmerika’da trendin tamamen SPC yönünde olduğunu (Las Vegas’taki Surface fuarında 100 standın 80’inin SPC standı olduğunu gözlemlediğini), Batı Avrupa’da da SPC’nin güçlü olduğunu, ancak Doğu Avrupa’da (Classen’in Polonya organizasyonu örneğinde) laminatın hâlâ çok güçlü kaldığını, Türkiye’de SPC’nin henüz kayda değer bir pazar payına ulaşamadığını, Arap Yarımadası’nda ise laminat parke pazarının yarısını son dönemde SPC’ye kaptırdığını belirtti.

Ortak trendin suya dayanıklılık olduğu, bu nedenle Classen’in kendi patentli Megalock kilit sistemi ve Überwood ürünüyle (1.000 kg/m³ üzerinde yoğunluk, bir hafta suya dayanıklılık garantisi) laminat tarafında da bu yönde ilerlediklerini, SPC üreticilerinin de yüzeyde ahşaba en yakın görünümü hedeflediğini anlattı.

Üçüncü Soru

“Sektörel gelişim ve sivil toplum sinerjisi hakkındaki yorumlarınız ve gözlemlediğiniz problemler varsa çözüm önerileriniz nedir?”

Recep Yazganel

Sektör paydaşlarının ve derneklerin bu konuda daha fazla diyalog içinde olması gerektiğini, sürdürülebilirlik projelerinin farklı kurumlarca ayrı ayrı yürütüldüğünü, oysa daha koordineli hareket edilmesinin fayda sağlayacağını belirtti.

Özkan Soylu

Parkeciler Derneği’nin ustaları bir araya getirmek amacıyla düzenlediği etkinlikleri anlattı: yılda birkaç kez piknik (bu yıl yaklaşık 1.000 kişi katılımlı), Ramazan’da iftar programları ve çeşitli fabrikalarla ortak seminerler.

Amacın ustaları örgütlü, dayanışma içinde bir meslek grubu haline getirmek olduğunu vurguladı.

Necati Yılmaz

Ustaların uygulama eğitimlerine (fabrika gezileri, seminerler) uzun süredir önem verdiklerini ama bunun “köklü çözüm” olmadığını belirtti.

Geçmişte (2016-2017 civarı) Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) belgelendirmesi için ciddi bir çalışma (850 sayfalık bir çalışma dahil) yürüttüklerini, sertifikasız ustanın inşaata alınmaması yönünde üreticiler arası mutabakat sağlamaya çalıştıklarını anlattı.

Bu noktada söz alan Serhat Dayanıklıoğlu (YOMSAD Genel Sekreteri), MYK sürecinin neden ilerlemediğini sordu.

Necati Yılmaz, motivasyon kaybının temel nedeni olarak ustalar tarafında yeterli ilgi bulunamamasını gösterdi; ancak inşaat sektöründeki mevcut talep yoğunluğunun (deprem konutları nedeniyle) ustalık ücretlerinin görece iyi seviyelere ulaşmasını sağladığını, bu “rüzgârın” deprem konutları bittiğinde keseceğini öngördü.

Serhat Dayanıklıoğlu, Ağaç İşleri ve Kağıt Ürünleri sektöründe yeni bir MYK alanı belirlendiğini, YOMSAD olarak parke ustalarının mesleki yeterlilik belgesi alabilmesi için yeniden bir çalışma başlatılabileceğini önerdi.

Özkan Soylu, Parkeciler Derneği olarak bu sürece tam destek vereceklerini belirtti.

Necati Yılmaz, 2025’te Türkiye’de tarihi bir rekorla 987.000 adet konut için ruhsat alındığını, ancak bunun tamamının satılmadığını (yıllık yaklaşık 450-500 bin adet ilk el satış, 2025’te 1.148.000 adet ikinci el konut satışı) belirterek deprem bölgesi dışındaki ustaların da bu talep artışından beslendiğini, ancak deprem bölgesindeki iş bittiğinde bazı ustaların fiyat kırarak diğer bölgelere gelme riskinin bulunduğunu değerlendirdi.

Tartışma, sertifikasyonun yabancı uyruklu (Suriyeli, Afgan, İranlı) usta sorununu da düzenleyeceği yönünde ilerledi: MYK belgesi almanın ön şartının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak olduğu hatırlatıldı.

Özkan Soylu, Parkeciler Derneği’nin kökeninin masiften gelen deneyimli ustalardan oluştuğunu, sertifikasyon süreciyle niteliksiz/kayıt dışı ustaların elenmesinin hem kaliteyi hem de kalan ustaların gelirini artıracağını, bu nedenle derneğin bu sürece tam destek vereceğini belirtti.

Görkem Ergüç

Sürdürülebilirlik boyutuna değindi: Avrupa’da yaklaşık 1,5 yıl önce yürürlüğe giren bir direktifle belirli ölçeğin üzerindeki firmaların Scope 1, Scope 2 ve Scope 3 emisyon hedeflerini raporlamak zorunda olduğunu açıkladı.

Scope 1 ve 2’nin (kendi operasyonları, enerji kullanımı) nispeten kolay yönetilebildiğini, ancak Scope 3’ün (tedarik zincirindeki emisyonlar) çok daha zor olduğunu, bu nedenle şirketlerin planlarının 2050’ye kadar uzayabildiğini belirtti.

Bu zorluğa karşı geliştirdikleri “Lightback” teknolojisini örnek verdi: SPC/LVT ürünlerde üretim artığının %20’sine kadarının geri kazanılarak aynı kalınlık ve performansta ama %20 daha az hammaddeyle üretim yapılmasını sağlıyor.

Metehan Kart

Montaj kalitesinin marka itibarı için kritik olduğunu yineledi; ayrıca veri çağına girildiğini, üreticilerin gelecekte yalnızca ürün değil doğru ve takip edilebilir veri de sunmak zorunda kalacağını belirtti.

Bahtiyar Ceyran

Yanlış montajın hiçbir üreticinin önleyemediği evrensel bir sorun olduğunu, kendi kişisel deneyiminden (2009 yılı, Koçtaş’a yapılan laminat parke tedariki örneği) yola çıkarak anlattı.

Yüksek hacimli ve teknik olarak sorunsuz bir ürün olsa da montaj hatalarının şikâyetlere yol açtığını, sonunda derzli (yani montaj hatasını gizleyen) ürünlere geçmek zorunda kaldıklarını söyledi.

Sürdürülebilirlik konusunda Classen’in üretimde büyük ölçüde yenilenebilir enerji (güneş enerjisi) kullandığını, atıklarının neredeyse tamamını enerjiye dönüştürdüğünü, polimer üretim firelerinin %100 geri dönüştürüldüğünü belirtti.

Laminat parkede kalınlık trendinin eskiden yaygın olan 12 mm’den 7-8 mm’ye kaydığını (Avrupa’da üretimin yaklaşık %95’i bu aralıkta), SPC’de ise Uzakdoğu’nun hâlâ 6+1 mm ürettiğini, kendilerinin 4+1 mm gibi daha az hammaddeyle aynı kaliteyi sağlayan bir üretime geçtiklerini örnek verdi.

Dördüncü Soru

“İhracat performansı ve küresel pazarlardaki rekabet gücümüzü nasıl yorumluyorsunuz? Önerileriniz veya uyarılarınız nelerdir?”

Recep Yazganel

Türkiye’nin ciddi bir üretim kapasitesine sahip olduğunu, laminat parkede 45 milyon m²’lik ihracat hacmi bulunduğunu yineledi.

Amerika pazarına özel olarak “şilteli parke” (altına yalıtım katmanı entegre edilmiş ürün) denemeleri yaptıklarını, REACH, Blue Angel ve Greenguard Gold gibi belgelerle Avrupa ve Amerika pazarlarında sorunsuz hizmet vermeye çalıştıklarını, Ar-Ge departmanının kilit sistemlerini geliştirmeye devam ettiğini belirtti.

Özkan Soylu

İhracatın kendi ilgi alanları dışında kaldığını, bu konuda diğer katılımcıların daha iyi yorum yapabileceğini belirterek kısa geçti.

Necati Yılmaz

Kendi ürünlerinin (masif/lamine) doğal olması nedeniyle SPC veya laminattan pay kaybetme riski taşımadığını, aksine tüketici bilinci arttıkça doğal ürüne yönelimin artacağını savundu.

Sektörün en büyük handikapının nitelikli hammadde (belirli bölge ve rakımdan, kaliteli ağaç) tedariki olduğunu, bu nedenle büyümenin hammaddeyle sınırlı kaldığını, ancak ihracat veya pazar tarafında bir sorun görmediğini belirtti (Türkiye %3-3,5 pazar payıyla, dünya ortalaması %10,5 ve Avrupa/Amerika ortalamalarının çok gerisinde kaldığından büyüme potansiyelinin yüksek olduğunu vurguladı).

Görkem Ergüç

İhracat başarısı için hedef pazara göre ürün özelleştirmenin ve bunu sürekli bir süreç olarak ele almanın kilit olduğunu belirtti.

Büyük ithalatçı/perakendecilerle yakın çalışarak yeni teknolojilerden onları haberdar ettiklerini, bu sayede hem teknoloji tedarikçisi hem üretici hem de distribütör için değer yarattıklarını anlattı.

Metehan Kart

Türkiye’nin, sanayileşmesini 100 yıl önce tamamlamış ülkelerle rekabet ettiğini, ancak artık “ihracat” kavramının ötesine geçilip uluslararası ticaretin bir sonraki adımı olan “lokalizasyon”a (globalde yerelleşme) odaklanılması gerektiğini savundu.

Area Floors olarak Stanley Tools ile Ocak ayından itibaren başlayan bir marka iş birliğine girdiklerini, Hollanda ve Belçika’da tedarik zincirini güçlendirecek yatırımlar yaptıklarını paylaştı.

Bahtiyar Ceyran

İhracatın her ekonominin can damarı olduğunu, Classen’in 110 ülkeye ihracat yaptığını, Doğu Avrupa, KuzeyAmerika ve Kanada’da depolara sahip olduklarını, üretimlerinin %80-85’inin OEM (Home Depot, Lowe’s, B&Q, Castorama, Kingfisher gibi büyük zincirler için) olduğunu belirtti.

Kendi gözleminde Ortadoğu ve KuzeyAfrika pazarlarında Türk üreticilerin birbirleriyle aynı müşteri deposunda haksız bir fiyat rekabetine girdiğini (aynı kalitede ürünün üç farklı fiyat baremiyle sunulması, bazen aşınma sınıfını düşürerek ürünü ucuzlatma yoluna gidilmesi), bunun yerine katma değerli ürünle Avrupalı tedarikçilere gerçek bir alternatif olunabileceğini vurguladı.

Kapanış Öncesi Son Soru-Cevap

Serhat Dayanıklıoğlu (YOMSAD), Bahtiyar Ceyran’a laminat parkenin “tahtının” başka bir ürün tarafından kırılıp kırılmayacağını sordu.

Bahtiyar Ceyran, laminat parkenin pazardan silinmeyeceğini, farklı ürünlerin farklı ihtiyaçlara hizmet etmeye devam edeceğini yineledi ve güncel dünya ortalaması rakamlarını paylaştı: laminat parke %40-49, SPC %21, LVT %15 civarında; Avrupa’da laminat hâlâ %61 payını korurken Amerika’da %17’ye gerilemiş durumda.

Serhat Dayanıklıoğlu ayrıca ihracat için zorunlu olan laboratuvar test/belgelendirme maliyetlerinin yüksekliğine dikkat çekerek Türk Standartları Enstitüsü’nün (TSE) bu testleri hızla akredite ederek yapabilir hale gelmesini dernek olarak talep ettiklerini kayıtlara geçirmek istediğini belirtti.

Kapanış

Moderatör tüm konuşmacılara ve Serhat Dayanıklıoğlu’na teşekkür ederek plaket takdimi için Serhat Dayanıklıoğlu’nu sahneye davet etti.

Sırasıyla Recep Yazganel, Özkan Soylu, Necati Yılmaz ve Görkem Ergüç’e plaket takdim edildi ve toplu fotoğraf çekiminin ardından program sona erdi.