Üç Gün, Üç Ana Sektör, Bir Ortak Gelecek
ORSİAD Gazetesi tarafından INTERMOB 2026 kapsamında 17-19 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenen ORSİAD Çalıştaylar Serisi, orman sanayisi, zemin sanayisi ile kapı ve kapak sanayisinin farklı halkalarını aynı platformda buluşturdu. Üç gün boyunca kamu kurumları, sektör dernekleri, üreticiler, teknoloji sağlayıcıları, akademisyenler ve uygulama tarafının temsilcileri, 2026’nın mevcut tablosunu ve 2027’ye uzanan yol haritasını değerlendirdi. Hammadde ve maliyet baskısından sürdürülebilirliğe, nitelikli iş gücünden otomasyona, sektör verilerindeki eksiklikten katma değerli ihracata kadar farklı oturumlarda ortaya çıkan görüşler, aslında üç sektörün önemli ölçüde ortak sorunlarla ve ortak fırsatlarla karşı karşıya olduğunu gösterdi.
ORSİAD Çalıştaylar Serisi, 17, 18 ve 19 Eylül tarihlerinde her gün 15.00-17.00 saatleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi Karadeniz Salonu’nda gerçekleştirildi. ORSİAD Gazetesi tarafından düzenlenen ve INTERMOB 2026 organizatörü Reed TÜYAP tarafından desteklenen programın temel amacı, sektörün mevcut durumunu yalnızca ortaya koymak değil, gelecek hedefleri ve çözüm önerileri etrafında farklı tarafların doğrudan birbirleriyle konuşabileceği bir zemin oluşturmaktı.
Üç günlük programın sonunda ortaya çıkan tablo, orman ürünlerinden zemine, kapıdan mobilya komponentlerine uzanan değer zincirinin birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini bir kez daha ortaya koydu. Hammadde maliyeti bir panel üreticisini etkilerken aynı maliyet birkaç adım sonra zemin, kapı, kapak ve mobilya üreticisinin rekabet gücüne yansıyor. Üretimdeki teknoloji yatırımları tasarım seçeneklerini değiştiriyor, değişen tüketici beklentileri ise fabrikadan uygulamacıya kadar bütün zinciri yeniden şekillendiriyor.

Orman Sanayisi: Hammadde, Maliyet ve Yeşil Dönüşüm Aynı Denklemin İçinde
Serinin ilk günü gerçekleştirilen Orman Sanayisinin Geleceği Çalıştayı, ahşap, MDF, yonga levha ve diğer orman ürünleri sanayisinin mevcut durumuna geniş bir çerçeveden baktı.
YOMSAD adına konuşan Tevfik Dedebaş’ın paylaştığı sektör değerlendirmelerinde Türkiye’nin yaklaşık 23,4 milyon hektarlık orman varlığı, yaklaşık 25 milyon m³ seviyesindeki endüstriyel odun üretimi ve sanayinin toplam hammadde ihtiyacı birlikte ele alındı. Dedebaş, ahşap bazlı levha, palet ve ambalaj, inşaat, kontrplak, kağıt ve diğer kullanım alanları birlikte değerlendirildiğinde yaklaşık 32,5 milyon m³ seviyesinde bir ihtiyaç bulunduğunu, mevcut kapasite kullanım oranları nedeniyle hesaplanan açığın bugün için kritik bir üretim sorununa dönüşmediğini ifade etti.
Çalıştayın en güçlü tartışmalarından biri hammadde maliyetleri ve uluslararası rekabet oldu. Türkiye’de odun maliyetlerinin rakip üretici ülkelere göre yüksek seviyede bulunmasının özellikle ihracat yapan sanayi kuruluşları üzerindeki baskısı gündeme gelirken geri dönüşümün hammadde politikasının daha önemli bir parçası haline getirilmesi gerektiği vurgulandı. Şehirlerde ortaya çıkan atık ahşabın sanayiye yeniden kazandırılması, biyokütle ile levha sanayisi arasındaki hammadde dengesi ve plantasyon çalışmaları somut çözüm alanları arasında gösterildi.
OGM İşletme ve Pazarlama Dairesi Başkan Yardımcısı Bülent Güneş ise Türkiye ormanlarının büyümeye devam ettiğini, yaklaşık 1,8 milyar m³ orman servetine ulaşıldığını ve yıllık artımın yaklaşık 51 milyon m³ seviyesinde olduğunu aktardı. Güneş, OGM’nin üretim kapasitesi, satış sistemi, sertifikasyon çalışmaları, ORBİS 2 ve barkod tabanlı izlenebilirlik uygulamaları hakkında bilgi verirken hammadde fiyatlarının gerisindeki üretim, personel ve kamuya aktarılan paylardan kaynaklanan yapısal maliyetlere de dikkat çekti.
FSC Türkiye’den Fatma Taycı’nın değerlendirmeleriyle sertifikasyon, izlenebilirlik ve EUDR hazırlıkları da ilk günün temel başlıklarından biri oldu. FSC sertifikasının yalnızca çevresel bir etiket olarak değil, tedarik zincirinde kaynağın izlenmesi ve uluslararası pazarlara erişim açısından giderek daha önemli hale gelen bir sistem olarak değerlendirilmesi gerektiği üzerinde duruldu.
Alim Group Pazarlama Direktörü Naci Güngör, Ulusal Ahşap Birliği Başkanı M. Celalettin Akça ve Bahçeşehir Üniversitesi’nden Dr. Demet Sürücü’nün değerlendirmelerinde ise ortak vurgu ham ürünü daha fazla üretmekten çok aynı hammaddeden daha yüksek katma değer yaratabilmek oldu. Geri dönüşüm, ileri dönüşüm, mühendislik ürünü ahşap, hafifletilmiş ve yüksek performanslı paneller, yapısal ahşap ve daha yüksek katma değerli ihracat modelleri bu dönüşümün farklı parçaları olarak öne çıktı.

Zemin Sanayisi: Pazar Değişiyor, Ürünler Birbirinin Yerine Değil Yanına Konumlanıyor
18 Eylül’de gerçekleştirilen Zemin Sanayisinin Geleceği Çalıştayı, laminat parke, masif ve lamine parke, SPC ve LVT ürünlerini üretici, ithalatçı, teknoloji sağlayıcısı ve uygulamacı perspektiflerinden aynı masada değerlendirdi.
Kastamonu Entegre Türkiye Parke Satış Müdürü Recep Yazganel, 2025 verileri üzerinden Türkiye’de yaklaşık 135 milyon m² yerli parke üretildiğini, bunun yaklaşık 45 milyon m²’sinin ihraç edildiğini ve 90 milyon m²’sinin iç pazarda karşılık bulduğunu belirtti. Yaklaşık 1 milyon m² seviyesinde ithalat tahmini paylaşılırken Türkiye pazarındaki ana ürün grubunun halen laminat parke olduğu ifade edildi.
Aspen Yapı ve Zemin Sistemleri Genel Koordinatörü Necati Yılmaz, Türkiye’de lamine parke pazarının yaklaşık 3-3,5 milyon m² seviyesinde seyrettiğini belirtirken konut stoku, yapı ruhsatları ve ilk el satışlar arasındaki ilişkinin 2027’deki talebin yönünü belirleyeceğine dikkat çekti. Area Floors’tan Metehan Kart ise Türkiye’de SPC’nin henüz pazar penetrasyonunu tamamlamadığını ve özellikle renovasyon projelerinde büyüme alanı bulduğunu ifade etti.
Classen adına Bahtiyar Ceyran’ın kapsamlı sunumu, küresel zemin pazarındaki değişimi daha geniş bir perspektife taşıdı. Sunumda laminat, SPC/LVT ve doğal ahşap ürünlerin birbirlerini tamamen ortadan kaldıracak rakipler olarak görülmemesi gerektiği, farklı kullanım alanlarında farklı beklentilere yanıt veren ürün grupları olarak birlikte var olacakları görüşü öne çıktı. Ceyran’ın paylaştığı verilere göre ilgili üretici birliklerinin kapsamındaki polimer bazlı ürünler büyüme gösterirken bu grubun önemli bölümünü SPC oluşturuyor. Türkiye’nin güçlü üretim altyapısının ülkeyi yalnızca bir satış pazarı değil, potansiyel bir üretim merkezi haline getirdiği de çalıştayın dikkat çeken değerlendirmeleri arasındaydı.
Zemin çalıştayının en somut çıktılarından biri ise sağlıklı sektör verisine duyulan ihtiyaç oldu. Türkiye’de ürün gruplarının gerçek satış ve tüketim miktarlarını düzenli olarak ortaya koyabilecek ortak bir veri yapısının bulunmaması, üretici, ithalatçı ve diğer paydaşların üzerinde uzlaştığı sorunlardan biri olarak öne çıktı.
Bir diğer kritik konu nitelikli uygulamacı sorunuydu. Parkeciler Derneği Başkanı Özkan Soylu ve diğer sektör temsilcileri, fabrikada doğru üretilen bir ürünün yanlış şilte, hatalı alt zemin hazırlığı veya yanlış montaj nedeniyle sahada sorunlu hale gelebileceğine dikkat çekti. YOMSAD Genel Sekreteri Serhat Dayanıklıoğlu’nun da katıldığı değerlendirmelerde parke ustalarına yönelik Mesleki Yeterlilik sürecinin yeniden güçlendirilmesi gündeme geldi.

Kapı ve Kapak Sanayisi: Akıllı Teknolojiden Otomasyona Yeni Rekabet Alanı
Serinin 19 Eylül’de gerçekleştirilen üçüncü oturumu Kapı ve Kapak Sanayisinin Geleceği Çalıştayı, iç oda kapıları, çelik ve teknik kapılar, mutfak ve banyo dolap kapakları, aksesuarlar, kenar bantları ve üretim teknolojilerini aynı değer zinciri içerisinde değerlendirdi.
Bu oturumun ilk önemli tespiti, zemin sektöründe olduğu gibi kapı ve kapak alanında da düzenli ve ortak bir pazar veri tabanının bulunmaması oldu. Kastamonu Entegre adına Aziz Biçer, farklı veri kaynaklarından yapılan tahminlerle iç oda kapılarında yıllık 8-10 milyon adet, toplam kapı tarafında yaklaşık 13-14 milyon adet seviyesinde bir pazar öngörüldüğünü, mutfak ve banyo dolap kapaklarında ise ürünlerin farklı ölçülerde olması nedeniyle metrekare üzerinden değerlendirme yapmanın daha sağlıklı olduğunu aktardı. Farklı konuşmacıların kullandıkları kaynak ve metodolojilere göre pazar tahminlerinin değişebilmesi, ortak veri ihtiyacını daha görünür hale getirdi. ORSİAD
Normdoor ve KAPSİAD adına Mehmet Hacılar, özellikle çelik kapı, teknik kapı ve kentsel dönüşüm tarafındaki beklentileri değerlendirirken 2027 yılında toplu konut, bireysel konut, otel ve benzeri projelerin sektörde yeni hareketlilik yaratabileceğini ifade etti.
Trendler tarafında ise akıllı kilitler, akıllı ev entegrasyonları, görünmez ve minimalist tasarım, anti-fingerprint yüzeyler, yangın ve akustik performans, enerji verimliliği ve kişiselleştirme öne çıktı. Biesse Türkiye ve Ortadoğu’dan Kadir Kaya’nın değerlendirmelerinde otomasyon yatırımlarının yalnızca üretim hızını değil, iş gücü ihtiyacını, hata oranını ve fabrikanın gerçek kapasite kullanımını doğrudan değiştirdiği vurgulandı.
MAKSDER adına Ümit Yıldız’ın müşteri ihtiyaçlarını sahada doğru okuyabilmenin inovasyonun başlangıç noktası olduğuna ilişkin değerlendirmesi ile Portakal Plastik’ten Dr. Selçuk Akbaş’ın komponent kalitesi, yüzey teknolojileri ve tekrarlanabilir üretim konusundaki vurguları, kapının artık yalnızca tek bir nihai üründen oluşmadığını gösterdi. Kapı, panelden kenar bandına, kilitten tutkala, makineden yazılıma kadar çok sayıda sektörün performansının birleştiği bir ürün haline geliyor.
Üç Farklı Sektör, Aynı Yapısal Sorunlar
Üç çalıştay birbirinden farklı ürünleri ele aldı ancak sonuç bölümüne gelindiğinde ortak başlıklar belirginleşti.
Veri eksikliği, üç sektörün geleceğe yönelik planlama yapmasını zorlaştıran temel konulardan biri. Kapasite, üretim, ithalat, gerçek tüketim ve ürün gruplarının pazar paylarını düzenli şekilde ortaya koyan bağımsız verilerin oluşturulması, yatırım kararlarından ihracat stratejisine kadar birçok alanı doğrudan etkiliyor.
Nitelikli insan kaynağı, yalnızca parke ustalarıyla sınırlı olmayan başka bir ortak sorun olarak öne çıktı. Makine operatöründen teknik personele, satıştan montaja kadar sanayinin birçok noktasında doğru eğitim ve mesleki yeterlilik ihtiyacı bulunuyor. Kapı ve kapak çalıştayında da nitelikli ara eleman, mesleki eğitim ve otomasyon yatırımları birbiriyle bağlantılı konular olarak değerlendirildi.
Fiyat rekabetinden katma değer rekabetine geçiş ise üç günün belki de en ortak mesajlarından biriydi. Orman sanayisinde hammaddenin daha yüksek değerli ürüne dönüştürülmesi, zemin sektöründe ürün teknolojisi, sertifikasyon ve hedef pazara uygun çözümler geliştirilmesi, kapı ve kapak sektöründe tasarım, otomasyon, akıllı sistemler ve performans özelliklerinin artırılması aynı dönüşümün farklı yüzleri olarak ortaya çıktı.
Bununla birlikte sürdürülebilirlik artık yalnızca çevresel sorumluluk çerçevesinde ele alınmıyor. Hammadde verimliliği, geri dönüşüm, izlenebilirlik, çevresel belgeler, enerji kullanımı ve karbon performansı doğrudan pazara erişim ve rekabet gücüyle ilişkilendiriliyor.
Çalıştaylar Salonun Dışına Taştı
ORSİAD Çalıştaylar Serisi yalnızca Karadeniz Salonu’ndaki katılımcılarla sınırlı kalmadı. Üç oturumun tamamı dijital olarak yayınlandı ve kayıtlar daha sonra erişime açık tutuldu. ORSİAD’ın çalıştay sayfasında üç güne ait video kayıtları ile ayrıntılı sonuç haberleri birlikte sunularak toplantılarda paylaşılan görüşlerin etkinlik sonrasında da sektörün kullanımına açık kalması sağlandı.
Üç günlük programda canlı yayınlar ve video kayıtları 12.500’ün üzerinde görüntülenmeye ulaştı. Böylece çalıştaylarda yapılan değerlendirmeler yalnızca İstanbul’daki fiziksel katılımcılara değil Türkiye’nin farklı bölgelerindeki ve yurt dışındaki sektör profesyonellerine de ulaştı.
ORSİAD Çalıştayları İçin Bir Sonuç Değil, Yeni Bir Başlangıç
ORSİAD Çalıştaylar Serisi 2026’nın en önemli çıktısı, sektörlerde sorun olmadığı veya bütün soruların cevaplandığı yönünde bir tablo ortaya koymak olmadı. Tam tersine, sektörün farklı noktalarında uzun süredir konuşulan ancak çoğu zaman birbirinden bağımsız ele alınan konuların aynı masada görünür hale gelmesi sağlandı.
Hammadde maliyetinin üretim teknolojisinden bağımsız olmadığı, sürdürülebilirliğin ihracattan ayrı düşünülemeyeceği, yüksek kapasiteli fabrikaların nitelikli insan kaynağı olmadan tek başına rekabet avantajı yaratamayacağı ve doğru pazar verisi olmadan sağlıklı gelecek planlamasının yapılamayacağı üç günlük görüşmelerde tekrar tekrar ortaya çıktı.
ORSİAD açısından çalıştayların bundan sonraki hedefi de bu diyaloğun tek bir etkinlikte kalmaması olacak. Kamu, sivil toplum kuruluşları, sanayi, akademi, teknoloji sağlayıcıları, dağıtım kanalları ve uygulamacılar arasında kurulan iletişimin devam ettirilmesi, ortaya çıkan sorunların takip edilmesi ve sektörün değişen koşullarına göre yeni başlıkların yeniden masaya yatırılması, Çalıştaylar Serisi’nin önümüzdeki dönemdeki temel misyonunu oluşturacak.
Üç gün boyunca ortaya çıkan tablo tek bir cümleyle özetlenebilir:
Türkiye’nin orman ürünleri, zemin ve kapı-kapak sanayilerinde üretim gücü yüksek, bundan sonraki sıçramanın anahtarı ise bu gücü veri, teknoloji, nitelikli insan kaynağı, sürdürülebilirlik ve daha yüksek katma değerle birleştirmek.
