Ahşap, Yonga Levha, MDF ve Sunta
Düzenleyen: ORSİAD Gazetesi
Tarih: 17 Eylül 2026, Perşembe, 15.00-17.00
Yer: Karadeniz Salonu, TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi, Büyükçekmece, İstanbul
Konuşmacılar
- Bülent Güneş – Orman Genel Müdürlüğü (OGM), İşletme ve Pazarlama Dairesi Başkan Yardımcısı
- Tevfik Dedebaş – YOMSAD (MDF ve Yonga Levha Sanayicileri Derneği)
- Fatma Taycı – FSC Türkiye (Forest Stewardship Council)
- M. Celalettin Akça – UAB (Ulusal Ahşap Birliği), Yönetim Kurulu Başkanı
- Dr. Demet Sürücü – Bahçeşehir Üniversitesi, Ahşap Yapı Uygulama ve Araştırma Merkezi Kurucu Direktörü
- Naci Güngör – Alim Group, Pazarlama Direktörü
Açılış
Moderatör konuşmacıları ve izleyicileri karşılayarak çalıştaya hoş geldiniz dedi. Programın açılışından önce şehit ve gazilerin anısına bir saygı duruşunda bulunuldu, ardından İstiklal Marşı okundu.
Saygı duruşunun ve marşın ardından moderatör çalıştayın akışını şu şekilde özetledi: her soru önce YOMSAD’ı temsilen Tevfik Dedebaş’a sorulacak, ardından sırasıyla diğer konuşmacılar aynı soruyu yanıtlayacak ve en son OGM temsilcisi Bülent Güneş söz alarak o turu kapatacaktı. Bu sırayla ilerlenerek bir sonraki soruya geçilecekti.
Moderatör ilk sözü, kendisini ve temsil ettiği kurumu tanıtması ricasıyla Tevfik Dedebaş’a verdi.
Birinci Soru
“İçinde bulunduğumuz 2026’nın son çeyreği ve 2027 yılı için üretim, kapasite kullanım oranları ve iç pazar talebi doğrultusundaki beklentileriniz nelerdir?”

Tevfik Dedebaş (YOMSAD)
Sunum İçeriği:
Kendisini orman yüksek mühendisi olarak tanıttı: 1975’te İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nden mezun olduğunu, 30 yıl kamuda çalıştıktan sonra 22 yıldır sektörde, bunun son iki yılında Kastamonu Entegre’de görev yaptığını, aynı zamanda YOMSAD’da hem yönetim kurulu üyesi hem danışman olarak bulunduğunu belirtti. Sorusuna geçmeden önce sektörün genel görünümünü bir bütün olarak sunmak istediğini söyleyerek bir sunum eşliğinde konuştu:
Dünyada yaklaşık 4 milyar hektar orman alanı bulunuyor. Bu alan bakımından ilk sıralarda Rusya Federasyonu (815 milyon hektar), Brezilya (yaklaşık 500 milyon hektar), Kanada (yaklaşık 350 milyon hektar), ABD (yaklaşık 300 milyon hektar) ve Çin (220 milyon hektar) yer alıyor. Türkiye’nin orman alanı ise yaklaşık 23,4 milyon hektar.
FAO’nun 2024 verilerine göre dünya genelinde yıllık odun üretimi yaklaşık 2 milyar metreküpe yakın. Kıtalara göre dağılımda Rusya dahil Avrupa 591 milyon m3, Asya-Pasifik 545 milyon m3, Kuzey Amerika (Kanada dahil) 434 milyon m3, Latin Amerika 307 milyon m3 ve Afrika 79 milyon m3 ile öne çıkıyor.
Üretimde ilk beş ülke ABD (319 milyon m3), Rusya (210 milyon m3), Çin (202 milyon m3), Brezilya (190 milyon m3) ve Kanada (110 milyon m3); bu beş ülke dünya üretiminin yarısını karşılıyor.
Orman ürünleri sektörünün dünya ticaretindeki büyüklüğü yaklaşık 486 milyar dolarlık bir ihracata karşılık geliyor. Bunun içinde kağıt sektörü yaklaşık 190 milyar dolarla ilk sırada, ardından ağaç ürünleri (156 milyar dolar), mobilya/masif mobilya (95 milyar dolar) ve diğer sektörler (45 milyar dolar) geliyor. Ülke bazında ihracatta Çin açık ara önde; onu Brezilya, İsveç, Vietnam ve Polonya izliyor. Vietnam’ın son yıllardaki yükselişine dikkat çekti: yaklaşık 7-8 yıl önce 7 milyar dolar civarında olan ihracat potansiyeli, bugün 20 milyar doların üzerine çıkmış durumda.
Türkiye’de Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) yaklaşık 32-34 milyon m3 civarında dikili damgası ve yaklaşık 25 milyon m3 endüstriyel odun üretimi bulunuyor. OGM’nin döner sermaye satış geliri 2025’te yaklaşık 75-80 milyar TL iken bu yıl 90 milyarın üzerine çıkması bekleniyor.
Türkiye’de kurulu kapasite envanterine ilişkin resmi/anonim bir çalışma bulunmadığını, yalnızca MDF ve Yonga Levha sanayisi için kesin rakamlar olduğunu, diğer rakamların ise sektör paydaşlarından derlendiğini belirtti. Buna göre ahşap bazlı levha sektörünün ihtiyacı yaklaşık 17,5 milyon m3, palet ve ambalaj sektörünün ihtiyacı 8 milyon m3, maden direği sektörünün 500 bin m3; kontrplak sektörünün yaklaşık 500 bin m3; kağıt sektörünün 750 bin m3 ve inşaat sektörünün 5 milyon m3 olmak üzere toplam ihtiyaç yaklaşık 32,5 milyon m3 düzeyinde. Bu ihtiyacın karşılanmasında OGM’nin ürettiği hammaddenin yanı sıra özel sektörün kavak odunu üretimi ve yaklaşık 1 milyon ton civarındaki ithalat da rol oynuyor. Tüm kalemler bir araya getirildiğinde ortaya yaklaşık 2,7 milyon m3’lük bir açık çıkıyor; ancak sektör şu an %80-85 civarında bir kapasite kullanımıyla çalıştığından bu açığın belirgin bir soruna dönüşmediğini söyledi.
İki konuya özellikle dikkat çekti: Birincisi geri dönüşümlü (recycle) malzeme kullanımı – Avrupa’nın bu konuyu tamamen benimsediğini, Türkiye’de ise özellikle yonga levha fabrikalarının geri dönüşüm malzemesini daha etkin kullanması gerektiğini, mevcut mevzuatta biyokütle tesislerinin yılda 2 milyon tonun üzerinde odunu yakarak değerlendirdiğini ve bu konuda düzenleme yapılmasının vaktinin geçtiğini vurguladı; bunu iklim gündemiyle (Paris Anlaşması, COP31) ilişkilendirdi.
Sektörün büyüklüğü (mobilya dahil) 21 milyar doların üzerinde olup 6 milyar doların üzerinde ihracat yapıldığını, bu sayede sektörün cari fazla veren nadir sektörlerden biri olduğunu belirtti. Dünyada MDF ve yonga levha/OSB üretiminde toplam 215 milyon m3’lük bir pazar bulunduğunu, Türkiye’nin yonga levhada ilk beşte, MDF’de Çin’in ardından ikinci sırada yer aldığını söyledi. Parke üretiminde dünya genelinde 880 milyon m2 civarında bir pazar olduğunu, Türkiye’nin bunun yaklaşık %13’ünü, yurt dışı iştirakler dahil edildiğinde ise yaklaşık %17’sini karşıladığını aktardı.
Türkiye’nin geçmişte levha ihtiyacının %15-20’sini ithalatla karşılarken bugün ihtiyacının %25-30’unu ihraç eder duruma geldiğini, bunun 5 milyar dolarlık bir cari fazlaya karşılık geldiğini belirtti. OGM’nin odun üretiminin 2000’li yıllarda 7 milyon m3 seviyesindeyken bugün 25 milyon m3’e ulaştığını, hammadde teminin tesisler, OGM’den diğer satın almalar, atık/talaş, kavak odunu ve ithalat olmak üzere beş ana kaynaktan sağlandığını söyledi.
Ormanların karbon tutma kapasitesine değinerek 1 m3 ahşabın yaklaşık 1 ton karbon tuttuğunu, buna karşın alüminyum ve çelik gibi malzemelerin bu özelliğe sahip olmadığını, bu nedenle ahşabın Paris İklim Anlaşması’nın 2053 karbon-nötr hedefinde stratejik bir malzeme olduğunu vurguladı. Örnek olarak yedi asırlık Konya Eşrefoğlu Camii’nin fotoğrafını paylaştı.
Son olarak hammadde maliyetlerine değindi: 2022’de ülke genelinde enflasyon %64 iken odun fiyatlarının %189 arttığını, bunun ihracat pazarlarını olumsuz etkilediğini belirtti. Türkiye’de odun maliyetinin 100 euronun üzerinde olduğunu; buna karşılık Rusya’da 27, ABD’de 40, Almanya’da 68 ve Avusturya’da 56 euro seviyesinde olduğunu (uluslararası bir raporlama kaynağına dayandırarak) aktardı. Endonezya örneğinde bir levhanın toplam maliyetinin (enerji, kimyasallar, personel, hammadde ve diğer kalemler dahil) 46 euro, buna karşın Türkiye’de yalnızca odun maliyetinin 107 euroyu bulduğunu belirterek “Bu durumda rakiplerimizle nasıl rekabet yapacağız?” sorusunu sektörün ve OGM’nin birlikte ele alması gereken temel mesele olarak tanımladı. Almanya (122 euro), Fransa (142 euro) ve Polonya (123 euro) ile de karşılaştırma yaparak Türkiye’deki odun maliyetinin (107 euro) rakiplerine göre çok yüksek kaldığını, MDF tarafında da benzer bir tablo olduğunu (222 euro seviyesindeki levha maliyetine karşılık Türkiye’de 114 euroluk odun maliyeti, Rusya’da 55 euro) belirtti.
Sözlerini “Durumumuz çok kötü değil ama daha iyi olabiliriz” diyerek tamamladı.

Fatma Taycı (FSC Türkiye)
Kendisini FSC Türkiye’de değer zinciri uzmanı olarak tanıttı. FSC’nin (Forest Stewardship Council) 31 yıldır faaliyet gösteren, dünya ormanlarını sonsuza dek korumayı amaçlayan bir sivil toplum kuruluşu olduğunu, ormanların çevresel açıdan uygun, sosyal açıdan faydalı ve ekonomik açıdan uygulanabilir şekilde yönetilmesini desteklediğini anlattı. FSC’nin sektöre temel katkısının ormanların yönetim standartlarını yükseltmek olduğunu; bunun sonucunda ormanların iklim değişikliğine daha dayanıklı hale geldiğini ve sektöre hammadde güvencesi sağladığını vurguladı. FSC sertifikasının çevresel, sosyal ve ekonomik boyutları bir arada gözeten standartlar sunduğunu belirtti.
Türkiye’nin sektördeki potansiyeline dikkat çekerek MDF üretiminde dünyada ikinci, Avrupa’da birinci sırada olduğunu, ahşap esaslı ürünlerde Doğu Avrupa pazarının yaklaşık %45’ine erişildiğini, Türkiye ormanlarının İsveç’ten sonra dünyanın en büyük FSC sertifikalı orman alanına sahip olduğunu söyledi. Bu güçlü altyapıya rağmen bunun hâlâ yeterince ticari değere, ihracata ve büyümeye dönüştürülemediğini belirterek bunun nedenlerinin sektör, akademi ve kamu paydaşlarınca birlikte araştırılması gerektiğini ifade etti.

Naci Güngör (Alim Group)
Kendisini 1987’de Orta Doğu Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği mezunu, 1989’da Bilkent Üniversitesi’nde işletme yüksek lisansı yapmış biri olarak tanıttı. Kariyerine Koç Grubu iştiraki Kav Kibrit’te Bulgaristan’a kavak tomruk ihracatıyla başladığını, ardından Dempa’da, sonra Kastamonu Entegre’de (2007, pazarlama departmanının kurucusu) ve 2018’den bu yana Alim Group’ta pazarlama direktörü olarak çalıştığını anlattı. Alim Group’un ağaç bazlı panel ihracatında Türkiye’nin ve muhtemelen Avrupa’nın en büyük dağıtıcılarından biri olduğunu, Karadağ’da 10 bin m2’lik bir deposu bulunduğunu ve buradan Doğu Avrupa ile Balkan ülkelerine MDF ve yonga levha ihraç ettiğini belirtti.
Verilerle değerlendirmesini şöyle özetledi: 2026’nın ilk altı ayında mobilya sektörü üretim endeksi 100,9, ağaç bazlı panel endüstrisi 110,4 seviyesinde; bir önceki yıla göre panel sektörü %1,8, mobilya sektörü %2,5 büyüme gösterdi. Haziran ayında panel sektöründe %11’e varan bir toparlanma gözlendi. Ağaç bazlı panel sektörü dünyanın %5’ini üretirken, kenar bandı sektörü dünya talebinin yaklaşık %10’unu karşılıyor; buna karşın mobilya sektörünün bu güçlü sanayi altyapısından yeterince yararlanamadığını değerlendirdi.
FAO 2024 verilerine göre Türkiye’nin 15,5 milyon m3’lük kapasitesine karşın 11,3 milyon m3 ağaç bazlı panel üretimi gerçekleştirdiğini, bu yıl için 12 milyon m3 civarında (yaklaşık %77 kapasite kullanımı) bir üretim beklediğini, 2,5 milyon m3’lük ihracatın oldukça iyi bir rakam olduğunu, Türkiye’nin artık Ekvador, Yeni Gine, Şili, Brezilya, Tayvan ve Çin gibi uzak pazarlara dahi ihracat yapabildiğini söyledi. Mobilya sektörünün de panel sektörünün bu deneyiminden faydalanabileceğini, YOMSAD ile MOSFED’in (mobilya sektörü derneği) ortak projeler yürütebileceğini önerdi.
Geri dönüşüme de değinerek hammaddenin artık ormanda değil şehirde de aranması gerektiğini, bu konuda YOMSAD öncülüğünde OGM ve üniversitelerle birlikte plantasyon çalışmalarının ve ortak toplama merkezlerinin geliştirilmesi gerektiğini; IKEA’nın Avrupa’da uyguladığı gibi yeni mobilya satarken eskisini geri alma modelinin Türkiye’de de teşvik edilebileceğini söyledi. Kastamonu Entegre’nin İtalya’dan getirdiği geri dönüşüm teknolojisine 70 milyon euroluk yatırım yapılacağının duyurulduğunu, bu know-how’ın sektörle paylaşılabileceğini belirtti.
Sözlerini “2027’de temkinli iyimserim” diyerek, faizlerdeki düşüşün devam etmesi ve küresel çatışmaların yayılmaması halinde sektörde bir toparlanma beklediğini söyleyerek tamamladı.

M. Celalettin Akça (Ulusal Ahşap Birliği)
Kendisini 45 yıldır ahşap sektöründe (ithalat, ihracat, üretim, yapı) çeşitli kademelerde görev yapmış, 6 yıldır Ulusal Ahşap Birliği (UAB) başkanlığını yürüten biri olarak tanıttı. UAB’nin 2000 yılında ağırlıklı olarak mimar ve mühendis ahşap gönüllüleri tarafından kururulduğunu, ahşap bina yönetmeliğinin çıkarılmasında ve yerli ağaç türlerinin mukavemet sınıflarının belirlenmesinde katkı sağladığını anlattı.
Türkiye’nin ahşap sektöründe dünya ölçeğinde hak ettiği yerde olmadığını savundu. Sektörün ülkeye kazandırdığı toplam gelire ilişkin resmi bir istatistik bulunmadığını, tahminlerin 12-15 milyar euro arasında değiştiğini; buna karşın Almanya’nın orman ürünlerinden yaklaşık 200 milyar euro gelir elde ettiğini, Avrupa’da tek bir şirketin 2,5 milyon hektarlık alandan 10 milyar euro ciro yarattığını örnek verdi. Türkiye’nin 23 milyon hektarlık orman varlığına karşılık bu ölçekte bir ciro yaratamadığını, bu nedenle sektörde köklü yapısal reformlara ihtiyaç olduğunu vurguladı.
OGM’nin geçtiğimiz yıl başlattığı “Türkiye Ormancılık Programı” çalışmasına değinerek önümüzdeki 20 yılı kapsayacak bu programın çeşitli bölgelerde çalıştaylarla hazırlandığını, UAB’nin de bu sürece dahil olduğunu belirtti. Polonya ve Vietnam gibi ülkelerin masif mobilya ihracatı, inovasyon ve tasarım odaklı büyümesine dikkat çekerek Türkiye’nin de bu yönde konumlanması gerektiğini, ahşabın toprak altından çıkarılan bir hammadde olmayıp yenilenebilir olması nedeniyle stratejik bir avantaj taşıdığını vurguladı.

Dr. Demet Sürücü (Bahçeşehir Üniversitesi)
Kendisini Bahçeşehir Üniversitesi Ahşap Yapı Uygulama ve Araştırma Merkezi kurucu direktörü olarak tanıttı; 2001’de orman endüstri mühendisliğinden mezun olduğunu, alanında doktora yaptığını, merkezin ikinci yılına girdiğini ve 25 yıllık ahşap yapı inşası ve restorasyon deneyimine sahip olduğunu belirtti.
Ahşabı en çok yetiştiren ilk beş ülkenin (ABD, Kanada, Rusya, Çin, Brezilya) aynı zamanda ahşap yapıyı en çok inşa eden ülkeler olduğuna dikkat çekti: ABD’de yılda yaklaşık 1,5 milyon, Kanada’da 550-600 bin ahşap konut inşa edildiğini, bunların hafif ahşap yapım sistemleriyle iki ile sekiz kat arasında yapılar olarak inşa edildiğini söyledi.
Önceki konuşmacıların değindiği noktaları bir araya getirerek konuya bütüncül bakılması gerektiğini vurguladı: Ormanların katma değerli ürünlere dönüşmesi için hem geri dönüşüm hem de “ileri dönüşüm” (upcycling) – yani kerestenin lamine ahşap veya çapraz lamine ahşap gibi daha nitelikli yapısal ürünlere dönüştürülmesi – süreçlerinin eş zamanlı yürütülmesi gerektiğini belirtti. Türkiye’nin İsveç ile aynı noktadan (orman varlığı, sertifikasyon oranı) başladığı halde neden aynı oranda yapısal ahşap üretemediğini sorguladı; İsveç’te inşa edilmekte olan “Stockholm Wood City” örneğini paylaştı. Yerli ağaç türlerinin yapısal kalite standartlarının artık belirlenmiş olduğunu, sorunun daha çok inovasyon ve denetim eksikliğinde aranması gerektiğini söyledi.
Sözlerini “Bütüncül bakacağız ve eş zamanlı ilerleyeceğiz” diyerek özetledi.

Bülent Güneş (Orman Genel Müdürlüğü)
Sunum İçeriği:
Kendisini orman endüstri mühendisi olarak tanıttı; son iki yıldır OGM İşletme ve Pazarlama Dairesi Başkanlığı’nda satışlardan sorumlu başkan yardımcısı olduğunu, 25 yılı aşkın kamu görevi süresince mühendislik, şube müdürlüğü, sürdürülebilir orman yönetimi kriterlerinin hazırlanması ve çeşitli ulusal/uluslararası projelerde görev aldığını belirtti.
OGM hakkında şu bilgileri paylaştı:
- Türkiye’nin orman varlığı büyümeye devam ediyor; güncel rakam yaklaşık 23,4 milyon hektar ve orman serveti yaklaşık 1,8 milyar m3. Bu, ormanların kesildiği veya yakıldığı yönündeki yaygın algının aksine bir tablo.
- OGM’nin üç temel görevi: ormanların korunması, geliştirilmesi ve işletmeciliği.
- 2026’da ormanların yıllık artımı yaklaşık 51 milyon m3 iken bunun yalnızca yaklaşık 34 milyon m3’ü üretime dahil ediliyor; yani mevcut potansiyelin ancak %60’ı kullanılıyor.
- OGM’nin yıllık odun üretim kapasitesi yaklaşık 32 milyon m3 ve yıllık satış geliri yaklaşık 1,6 milyar dolar (döner sermaye bütçesinin %90’ından fazlası odun satışlarından karşılanıyor). Kurum kâr amacı gütmüyor, denk bütçe hedefliyor.
- Türkiye, ağaçlandırmada FAO verilerine göre dünyada dördüncü, Avrupa’da birinci sırada. Ormanların büyümesinde hem OGM’nin ağaçlandırma çalışmaları hem de kırsal nüfusun azalmasıyla tarım arazilerinin doğal olarak ormanlaşması etkili.
- Ormanların yaklaşık %55’i FSC sertifikalı; 2028 hedefi üretim ormanlarının tamamını sertifikalandırmak. FSC’nin yanı sıra PEFC yetkilendirmesi alan bir kuruluş da bulunuyor.
- Dijital dönüşüm kapsamında ORBİS (Orman Bilgi Sistemi) projesinin ikinci fazına (ORBİS 2) geçiliyor; barkod sistemiyle ürünlerin izlenebilirliği sağlanıyor ve bu sayede Ocak 2027’de yürürlüğe girecek AB Ormansızlaşma Tüzüğü’ne (EUDR) hazır olunduğu belirtiliyor. Satışların yaklaşık %65’i artık elektronik ortamda gerçekleştiriliyor (bu uygulama pandemi döneminde başlatılmış).
- Üç ana satış yöntemi bulunuyor: açık artırmalı satış (esas yöntem), tahsis satışı (yaklaşık %25, lif-yonga, teldirek ve maden kuruluşlarına yönelik) ve kanuni haklardan doğan indirimli satışlar (%8-10).
- TÜİK verilerine göre ormancılık sektörünün toplamda 1,3 milyar dolar ihracat fazlası var; ancak kağıt/selüloz tarafında özelleştirmeler sonrası yerli üretim tesisi kalmadığından bu alanda tamamen ithalata bağımlı olunduğunu belirtti.
- Deprem bölgesinde GEF (Küresel Çevre Fonu) destekli bir projeyle ahşap yapı kullanımını teşvik ettiklerini, bugüne kadar yaklaşık 150.000 m2’lik inşaat alanının ahşap yapı sistemiyle inşa edildiğini (örnek: Osmaniye İşletme Müdürlüğü binası), bu yapıların uluslararası bir yarışmaya (22 ülkeden 59 bina ile) katıldığını ve halk oylamasına açık olduğunu duyurdu.
- OGM ürünlerinin fiyatlarının yüksek olduğunu kabul ederek bunun üç yapısal nedenini sıraladı: (1) satış gelirinin yaklaşık %49’u doğrudan üretim maliyeti olarak üreticilere/işçilere ödeniyor; (2) 2019’dan bu yana satış gelirinin %15’i doğrudan Maliye Bakanlığı’na aktarılıyor (yıllık yaklaşık 12 milyar TL); (3) OGM’nin 48.000 çalışanının 28.000’i döner sermayeden maaş alıyor. Bu yapısal yükler çözülmeden fiyatların rekabetçi seviyeye inmesinin mümkün olmadığını belirtti.

İkinci Soru
“Küresel iklim politikaları ve Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde FSC sertifikasyonu, Türkiye orman ürünleri sanayisinin sürdürülebilir hammadde yönetimi, izlenebilirlik ve küresel rekabet gücü açısından nasıl bir rol üstlenmelidir?”
Zaman kısıtı nedeniyle moderatör bu turda önce Fatma Taycı’ya söz verdi, ardından sırayla diğer konuşmacılara geçti.

Fatma Taycı (FSC Türkiye)
Sunum İçeriği:
Orman ürünleri sektörünün yeşil dönüşüme ve iklim gündemine yabancı olmadığını, aksine bu alanların doğrudan içinde yer alan bir sektör olduğunu vurgulayarak başladı. FSC’nin sertifikasyondan ibaret olmadığını, çevresel-sosyal-ekonomik boyutları bir arada gözeten demokratik bir karar alma sürecine dayandığını anlattı. FSC’nin üretime karşı olmadığını, tersine üretimin etik ilkeler ve ekolojik değerler gözetilerek yapılmasını sağladığını belirtti.
Küresel ölçekte 50 ülkede yapılan bir tüketici araştırmasına göre 40.000’in üzerinde katılımcının yarısının FSC’yi tanıdığını ve tanıyanların %79’unun bu logoyu taşıyan markalara daha fazla güven duyduğunu paylaştı. Dünyada 174 milyon hektar orman FSC sertifikalı ve 74.000’in üzerinde şirket FSC sertifikasyon sistemine dahil. Türkiye’de ise 14 milyon hektar orman (30 bölge müdürlüğünden 17’si) ve yaklaşık 1.000-1.184 şirket FSC sertifikalı; bu rakamların, sürdürülebilirlik ve iklim regülasyonlarına uyum konusunda belirli bir olgunluğa ulaşmış geniş bir tedarik zincirine işaret ettiğini, ancak bunun henüz yeterince ticari değere dönüştürülemediğini vurguladı.
Türkiye’de sertifikalı şirketlerin %27’sinde en az bir ahşap ürünü üretimi, %12’sinde ahşap işleme, %15’inde mobilya/yapı/iç mekân üretimi bulunduğunu; dünyada yapı malzemelerinde sertifikalı ürün oranının %13, Avrupa’da %21, buna karşın talep tarafının %60’ın üzerinde olduğunu belirterek arz-talep açığına dikkat çekti. Mobilyada ise dünya genelinde FSC ağının %20’si, Avrupa’da %24’ü, Türkiye’de ise yalnızca %12’sinin bu kapsamda olduğunu söyledi.
EUDR’ye (AB Ormansızlaşma Tüzüğü) geniş yer ayırdı: Bu düzenlemenin Aralık 2026’da büyük üreticiler, Haziran 2027’de küçük üreticiler için yürürlüğe gireceğini; Türk üreticilerinin doğrudan hukuki muhatap olmasalar da Avrupa’nın önde gelen tedarikçilerinden biri olarak dolaylı şekilde etkileneceklerini belirtti. Firmalara müşterilerinden gelecek kaynak verisi taleplerine hızla yanıt verebilmeleri, FSC sertifikasının EUDR ile örtüşen izlenebilirlik ve denetim gerekliliklerini büyük ölçüde karşıladığını, ancak hiçbir sertifikanın tek başına otomatik uyumluluk sağlamayacağını hatırlattı. Ticaret Bakanlığı’nın FSC’nin geliştirdiği ek bir modülü destek kapsamına aldığını belirterek sertifikalı firmaların bu destekten yararlanmasını önerdi.
Son olarak piyasada FSC sertifikalı hammadde bulmakta yaşanan sıkıntıya (stokların yetersizliğine) dikkat çekerek arz zincirinin güçlendirilmesi, minimum sipariş miktarlarının düşürülmesi ve hammadde verisinin daha etkin yönetilmesi gibi somut önerilerde bulundu.

Tevfik Dedebaş (YOMSAD)
Süre kısıtına dikkat çekerek kısa bir değerlendirme yaptı. OGM ile paylaştığı üç somut öneriyi sıraladı:
- Orman yangınları: Türkiye’nin Akdeniz kuşağında bulunması nedeniyle orman yangını riskinin yüksek olduğunu, ancak bu yangınların bütün maliyetinin yalnızca OGM’ye yüklendiğini; oysa (1 hektarlık bir orman yangınının atmosfere yaklaşık 200-250 ton karbondioksit saldığı örneğinden hareketle) bunun küresel bir sorun olarak görülüp maliyetinin paylaşılması gerektiğini önerdi.
- Satış/ihale mevzuatı: Orman Kanunu’nun 30. maddesinin güncel pazarlama usullerine uyumlu hale getirilmesi ve tahsis sisteminin farklı sektör paydaşları için de eşit uygulanması gerektiğini belirtti.
- Döner sermaye kesintisi: OGM’nin satış gelirinin %15’inin (yıllık yaklaşık 13,5 milyar TL / 240 milyon euro), kâr-zarar durumuna bakılmaksızın doğrudan Maliye Bakanlığı’na aktarılmasının maliyet dengelerini bozduğunu ve ihracat potansiyelinin önünü kestiğini savundu.

Naci Güngör (Alim Group)
Hammadde tasarrufuna yönelik Ar-Ge çalışmalarının önemine değindi: daha az reçine/tutkal kullanan hafif ve sandviç panel gibi alternatiflerin geliştirilmesi gerektiğini, Türkiye’nin artık daha fazla ham panel kapasitesine değil, katma değeri yüksek teknolojik ürünlere (boyanabilir, çizilmeye/eğilmeye dayanıklı, nem ve yangına dayanıklı yüzeyler gibi) yönelmesi gerektiğini söyledi.
Ham levhanın ekonomik ihracat mesafesinin (yaklaşık 700 km) sınırlı olduğuna, bu nedenle uzak pazarlarda (örneğin ABD) katma değerli ürünlerle rekabet edilmesi gerektiğine dikkat çekti. Pandemi sonrası “nearshoring” eğiliminin Türkiye için bir fırsat olduğunu, panel üreticilerinin kenar bandı gibi tamamlayıcı ürünlerle birlikte “çözüm” satmasının rekabet avantajı sağlayacağını belirtti.
Ayrıca fuarlara katılırken hedef pazar analizinin önceden yapılması, yerel acentelerle çalışılması (Kastamonu Entegre’nin İtalya’daki deneyimini örnek göstererek) ve devletin ihracat/danışmanlık desteklerinin sonuna kadar kullanılması gerektiğini önerdi.

M. Celalettin Akça (Ulusal Ahşap Birliği)
Küresel ekonomik dalgalanmaların her krizin ardından bir toparlanma dönemi getirdiğini, dünyanın petrol gibi geleneksel stratejik ürünlerden doğal ve yenilenebilir malzemelere yöneleceğini öngördüğünü belirtti.
Şirketlerin “aynı malzemeyi daha ucuza nasıl üretirim” sorusundan “dünyanın neye ihtiyacı var” sorusuna geçmesi gerektiğini vurguladı. Sürdürülebilirlik açısından Türkiye için en kritik konunun hammadde verimliliği olduğunu, bu sağlanmadan yapılan üretimin ya pahalı ya da istenmeyen sonuçlar doğuracağını söyledi.

Dr. Demet Sürücü (Bahçeşehir Üniversitesi)
“Doğaya dönüş çağı”nın aynı zamanda “ahşabın çağı” olduğunu, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ahşapla daha iyi tasarım ve inşaat yapılabileceğini vurguladı.
Ahşap tasarımcı/mühendis azlığına ilişkin eleştiriye yanıt olarak 25 yıldır bu alanda çalışan biri olarak sayının azımsanmayacak düzeyde olduğunu, doğru tasarımların bu coğrafyadan çıkabildiğini (Eşrefoğlu Camii örneğini yineleyerek) belirtti.
COP31’in Türkiye’de yapılacak olmasını bir fırsat olarak nitelendirip keşke bu vesileyle bir “ahşap deklarasyonu” yayımlanabileceğini dile getirdi.
Kapanış vurgusu olarak: “Üretim, hammaddenin doğru kullanılması, verimliliğin artırılması, doğru tasarım, doğru inşa – bunların hepsi uzun ömür demek. Ormanın kendi içindeki döngüyü fark edip dengeyi buna göre kurmalıyız” dedi.
Bahçeşehir Üniversitesi’nde beş yıldır her dönem açılan “Çağdaş Ahşap Yapılar ve Strüktürel Sistemler” seçmeli dersine değinerek bunun tek bir üniversitede bile bu denli ilgi görmesinin, alanda yapılabilecek çok daha fazla şey olduğuna işaret ettiğini söyledi.

Bülent Güneş (Orman Genel Müdürlüğü)
Kapanış konuşmasında ormanların bakıma ve sürdürülebilir işletmeciliğe ihtiyacı olduğunu; bunun koruma-kullanma dengesi, sürdürülebilir orman yönetimi kriterleri, amenajman planları ve sertifikalı ormanlardan üretim ile sağlanabileceğini belirtti.
OGM olarak üretici ve müşterilerle mevcut iş birliklerini artırarak geliştirmeye devam edeceklerini söyleyerek teşekkür etti.

Kapanış
Moderatör soru-cevap bölümüne zaman kalmadığını belirterek katılımcılardan soru olması halinde e-posta ile iletişime geçileceğini, soruların titizlikle yanıtlanacağını duyurdu. Ardından plaket takdimi bölümüne geçildi.
Real Fuarcılık Genel Müdürü Berkan Öner sahneye davet edildi. Reed Tüyap Genel Müdürü Sayın Berkan Öner sahneye davet edilerek, OGM İşletme ve Pazarlama Dairesi Başkan Yardımcısı Sayın Bülent Güneş ile YOMSAD adına Sayın Tevfik Dedebaş’a plaketlerini takdim etti.
Sırasıyla Bülent Güneş, Fatma Taycı ve Dr. Demet Sürücü’ye plaket takdim edildi. Dr. Demet Sürücü, Bahçeşehir Üniversitesi’nin daha önce YOMSAD ve Kastamonu Entegre desteğiyle düzenlediği bir “geri dönüşüm istasyonu tasarım yarışması”na değinerek bugünün bu iş birliği açısından anlamlı olduğunu belirtti.

Katılımcılarla toplu fotoğraf çekiminin ardından program sona erdi.


